$uursuz olu$um | ne diyecegimi unuttum!

04 Dec

Hiçbir Şey Olabilir Bazen

En edepli prenseste küfreder.
Profesör de klozet kapağına işer.
Gün gelir Polyanna bile intihara meyleder.
Nefesi en kuvvetli hocanın ağzı alkol kokar bazen.

Meryem de orgazm olur.
Kraliçe arıyı bütün koloni siker.
Hiçbirimizin annesi bakire değil zaten.
Bilmemezlikten gelme, Peygamber de osurur bazen.

Kalaşnikofta tutukluk yapabilir.
Superman artık tekerlekli sandalyesinde bile değil.
Şirin Ferhatı aldatmış olabilir, bilemem.
Anlatılanlar hepten yalandır bazen.

Yazdıklarım harflerin rastgele sıralanışıdır belkide.
Okuma yazma bilmiyenler de şair olabilir.
Orospular da aşık olur, orospuya da aşık olunur.
Hayat hepimizin içine boşalır bazen.

tremo

10 Nov

Domuz Gribi Türkiye Pazarında Tutunamaz

Bilmiyorum hatırlarmısınız, bundan seneler önce renkli lensler Türkiyeye yeni geldiğinde acayip bir salgın baş göstermişti.  Ben o zamanlar çocuk sayılacak yaştaydım, masumdum, ve  bir sabah uyandığımda siyah saçlı, esmer tenli kuzenimin masmavi kocaman (bu salgına yakalananlar biraz lens takmaya alışık olmadıklarından biraz da mavi gözlerini daha fazla belli etmek istediklerinden göz kapaklarını zorluyacak kadar açıyorlardı)  gözlerle bana baktığını gördüm. Kahvaltı etmeden kendimi evden dışarı, okula attım… Oda nesi! İngilizce öğretmenimizde bu salgına yakalanmıştı… Derken yengem arkadaşlarım ve daha bir çok tanıdığımında bu salgına kapıldığını gördüm. Çok kötü, hatırlamak istemiyeceğimiz, zorlu günlerdi.

Tüm ülkede tam bir kaos hakimdi. Renkli lensliler git gide yayılıyordu ve sanmayınki bu salgın hastalığa teslim olan mallar sadece göz zevkimizi s*kiyordu… A.K.DUMUN ZOMBİ-ROBOT KARIŞIMI YARATIKLARI AYNI ZAMANDA İLTİFATTA BEKLİYORLARDI. Ve en kötüsüde iltifat edene kadar gözlerinin içine bakarak dünyanın en ağır piskolojik baskılarından birini uyguluyorlardı.

O çocuk halimle piskolojim belkide bir daha hiç düzelmiyecek yaralar aldı, kimbilir… Ama o günlerden çok şey öğrendim. Mesela Domuz Gribi salgının Türkiyede tutunamayacağı gibi. Ha göte giren, makattan dinlenen i-pod çıkarsa ondan korkarım. Böyle marjinal gibi bir ürün çok pis patlar çünkü. Ama domuz gribi bu ülkede iş yapmaz.

Saygılarımla…

07 Mar

ya hep ya hiç olmak karizmadır, sekstir

“Çok çabuk sinirlenip kolay yatışan/affeden insan” olmak ne zamandan beri övünülecek bişey lan? Cidden diyorum, araştırsan kesin eminim Osmanlıya kadar gider bu geyiğin ucu… Sokarım ermeni soykırımına, bilmem neye arkadaş… tarihçilerimizi birleşip bu denyoluğu ilk başlatan o.çocuğunu bulmaya davet ediyorum. O it oğlu ittin yaptığından büyük insanlık suçumu var lan? Ben kendimi bildim bileli bu sözde özelliğiyle gizliden gizliye övünen insanlarla dolu etrafım. Hepsininde a.kyım çok afedersiniz. Birde sinirlendimi tam sinirlenenler var, onlarda sinirlendikleri zaman çok böyle başka bir insana dönüştüklerinden, tanınınamıyacak hale geldiklerinden dem vurup övünürler… Onlarında a.k ama daha az a.k. Sinirlendiği zaman benim gibi mal gibi duranları karizmatik bulabilen bayan okular varsa tanışmak isterim.

Hadi daaalın şimdi, sinirlerim tapemde zaten ama çabuk geçmediğinden karizmada yapamıyorum.

10 Feb

başlamadan önce

Yurt dışına çıkan Türk’ün bişeyler yemek için “tanıdıktır” diye MCdonals’a gitmesi… Kola bardağının üzerinde bir sürü dilde yazılmış “İşte bunu seviyorum” yazısının Türkçesini görünce “oha lan Türkiyeyi unutmamışlar” diye sevinmesi.. Ve hemen akabinde diğer dillere göre ne kadar büyük yazıldığını kontrol etmesi. Türkçe yazı bağzı önemli ülkelerin dilinde yazılanlardan daha büyükse daha bir sevinmesi. Sevindikçe suratında embesil ötesi bir gülümseme belirmesi. Ayağımın tabanını, kafa kopartan cinsten bir tekme yardımıyla, o gülümsemeyle birleştirmek istemem. Çok istemem. O sevimli tekmenin suratta yarattığı deformasyonu hayal ederken istemdışı olarak benzer bir embesillikte gülümsemenin de benim suratıma yerleştiğini farketmem. Duygulanmam.

Niyeyse ek$isozluk başlığı kipinde yazı yazmam.

Hoşçakalın lan!

02 Feb

Başlığı Böyle Koymuşum :P

Bir gün çok büyük bir şirketin patronu olunca çok yüksek maaşla eleman almak istediğimi söyleyip, başvurularda CVsinde “19XXte İstanbulda’da DoğmuŞum”, “xxxx Tarihinde Edirnede’de doğduğumu söylediler =)” gibi tabirlerle aklınca “ben doğumumu hatırlamıyorumki size kesin bilgi vereyim, öyle duydum işte ehe ehe sempatik ve yaratıcıyımda işte böyle CVme yansıdı bu durum, naparsın :) :P =) farklıyım yani!” mesajı veren tüm insanları makamıma çağırıp korumalarıma tuzlata tuzlata dövürecem be ya. Yaratıcı olamayan insanların taklitçi yaratıcılıkları kadar acıklı bişey yok lan şu dünyada. Yemin ediyorum biri çıkarda CVsine “1234 tarihinde anamın *mından çıkmışım :P” yazıp bunu yaratıcı/modern/sanatsal bi bokmuş gibi yutturursa hepsi aynen geçirir… demedi demeyin. dersenizde s*kimde değil lan banane… Çok sinirliyim bu gün. Herkezin ağzına vurasım var. demedi derseniz bahane olur bana.

kavga etmek ve mümkünse dayak yemek istiyorum
çok istiyorum
31 Jan

Kadınlara Bayan Denilmesine Uyuz Oluyorum Çünkü Aristokratım

Sevgili Bayan DeviantArt üyeleri;

Size bu mektubu yazıp yazmamak konusunda uzun süre kararsız kaldım, keza okuyacaklarınızın pekte hoşunuza gideceğini sanmıyorum ama emin olunuz ki tüm iyi niyetimle, tamamen saf ve temiz duygularla yazıyorum bu satırları…

Kim bilir nasılda sevinmişsinizdir herkesin Facebook hesabı olduğu bir dönemde fotograflarınızı koyabileceğiniz daha aristokrat bir siteyle karşılaşınca. Böylece Facebooku amele mekanı ilan edebilecek, ve Facebook konseptini bire bir DeviantArt’ta devam ettirip “burda cool azınlık olarak sanat yapıyoruz biz, evet” priminide yapabilecektiniz. Gerçekten çok zekice. Sizi temin ederimki bu tutumunuzu hiç eleştirmiyorum, bilakis takdir ediyorum.

Beni rahatsız eden durum, DeviantArt’a üye olduktan bir süre sonra çoğunuzun birbirinizi “gerçekten çok harika bir ışık yakalamışsın” tarzı youmlarla gazlaya gazlaya kendini hakiki sanatçı sanması. Hanımefendiler Hanımefendiler! Altı üstü converslerinizin, hadi bilemedin topuklu ayakkabılarınızın fotografını çekip siteye yüklüyorsunuz a.k. Nedir bu afra tafra… Lan dönüp diğer milletlerden üyelerin galerilerine baksanıza a.k insanlar photoshopta neler yapıyorlar da, sizin tüm resmi siyah-beyaz yapıp sadece ruju vs kırmızı bırakma efektini yapınca coştuğunuz kadar coşmuyorlar. Hayır hepsini geçtim, “koltuktan yukarı doğru kaldırdığınız bacaklarınızın resmine “gerçekten muhteşem bir poz” diye yorum yapan adam, aslında evinde atletiyle oturan bir Mahmut bir Hüseyin hadi bilemedin en iyi ihtimalle kıllı mıllı bir Ercan. Ve aslında demek istediği”Ohhhşşş tam 31lik poz ha…” DeviantArta üye olma sebebile bir arkadaşının “Sanatçı kız rahat olur oluum kolay veirir bunlar ehe ehe” diye akıl vermesi…

Sevgili DeviantArt üyleri Türk Bayanlar, benimde fötr şapkam ve kadife ceketim vs var ama emin olun hiçbirisi bacaklarınızın fotografını gördüğümde “oovvvv sanat budur” dedirtemez bana. Anca şeyimi kaldırır çok afedersiniz. Bu tüm fötr şapkalılar içinde geçerli… Ama işte napalım bizimkide bir umut belki seks meks olur diye abandık fötr şapkaya kadife cekete… Ben diyorumki bu gittiğimiz yol yol değil, siktir edelim şapkayı mapkayı direk sevişelim anasını satayım ya… Bakın eğer kabul etmezseniz gidecem Wikipedia’dan Salvado Dalinin hayatını vs okuyup İstanbulda Bir Sürrealist sergisinden fötr şapkamla sizin gibi bir DeviantArt kızını kim bilir belkide sizi kaldıracam. Yani her şekil s*kişçez bağri uğraşmayalım… he ne dersiniz?enstanrik_kurbaa_by_ruh

bir delikanlı entel de bir an için elini piposundan çekip vicdanına koysa “…ama hanfendi siz bildiğin domalmışsınız sanata, hemde malak gibi afedersiniz” dese, göz yaşlarına boğulsam… ağlasam sessizce…

Sevgi ve Saygılarımla efendim…

22 Sep

Şuursuz Edebiyat Dergisi. Sayı 1

Selam olsun sana edebiyatın azgın bir deniz gibi uzanan sonsuzluğunda yeni topraklar bulma aşkıyla kendinden geçen güzide $uursuzOluşum okuru… Nasssın lan iyimisin? Bu gün görüpte bakmadığımız, bakıpta göremediğimiz, duyupta anlamadığımız, anlayıpta anlatmadığımız, bokunu çıkardıkça daha süper edebiyat yaptığımıza inandığımız, bir konuya; rockçuların dramına değineceğim. Kah gülüp kah ağlayacağımız bu sayfalarda hepinizin çok yakından tanıdığı Athena, Mor ve Ötesi, Ayna ve türevi grupları ağırlıyacağız.

$uursuz: Merhaba rockçular, bize biraz dertlerinizden bahsedebilirmisiniz, sizi böyle üzen nedir?

-Biliyorsunuz rockçu olmanın en temel şartı bir harabede klip çekmektir.

$uursuz: Oha!

-Müsade edersan devam edeyim abi.. öhöm. Türkiyeye ilk rock müzik geldiğinde nedense herkes birbirini “rockçular savaşa karşı olum. Peace” diye gazlıyordu. bizde genciz tabi o zamanlar, inandık. o gün bu gündür paso savaşa karşı şarklıar yazdık. Nerden bilebilirdiki o şarkılarımızda sövdüğümüz savaşlar bittip bomba sesleri kesildiğinde bizim klibimizi çekebileceğimiz harabelerin de yok olup gideceğini…”

*5 saniye sessizlik*
$uursuz: Bumudur yani dramınız?

-Abi öyle deme çok pis oyuna getirildik. harabe bulamayınca zincirli mincirli böyle hangar gibi yerlerde çekelim klipleri dedik. bide gittiki hiphopçular kocaman tenekelerde ateş yakmış hangarlarda/inşaatlarda klip çekiyorlar. bizi elektro gitarlarla görünce ağzımızı burnumuzu kırdılar tabi..”
(Burda ayna gurubunun solisti ağlamaklı bir sesle lafa giriyor)
-Abi biz neden gözlüklerimizi çıkartamıyaruz sanıyorsun, gözümüze gözümüze vuruyo pezev*nkler. piskolojim bozuldu LAN!
-bide toplu halde geziyorlar. o feat bu fear şu feat derken hepsi de birbiriyle kanka… dövemiyorsunki aşiret gibiler.

$uursuz: Oğlum efendi gibi, doğru düzgün parklarda filan çeksenize klibinizi fearh ferah, manyakmısınız?

-Anlamıyorsun abi. Bu gün internette her hangi bir rock forumuna girdiğinde herkesin “Teoman rockçu değil” diye atıp tuttuğunu göreceksin. Bu kanının temel sebebi kendisinin harabelerde çekilmiş hiç bir klibinin olmamasıdır…

*15 saniye sessizlik*
$uursuz: Yani buna ciddi ciddi inanıyorsunuz.

-Evet.

*30 saniye sessizlik ve akabinde gelen titreme*
$uursuz: O zaman size helalinden kocaman bi siktir gelsin be benden… edebiyat dergimizin ilk sayısından *mına koydunuz be… heygidi gitti dağ gibi dergi.

12 Sep

harbi diyorum 11ayın en süperisin be ramazan

Okur bence kuranda bir yerlerde mutlaka “Şüphesizki ramazanda kıytırık fon müziği üstüne; gülü, arıyı, şelaleri yakın plan çekerek yapılan dini konuşmalara eko efekti verilmediği gün kıyamet kopacaktır.” diye bir ibare var… Yoksa ben bir anlam veremiyorum. Hayır bişey değil, o programlarda dinledim geçen; bunlar ölünce mahşerde Allah onlara “Kullarım girin cennetime” diyecekmiş. Ben o programlarla büyümüş bir dindar olsam, mahşerde “ya bi git lan tıssahaua tsıaahua kimi kandırıyonuz” derim. Yanımdaki kıl bıyıklı arkadaşım tırsarak “Olum niye öyle dedin lan” diyincede, ellerimi cebimden çıkarmadan “Koskoca Allahın sesi ekosuz olur mu lan necati ne mal adamsın biri taşşak geçiyoov” derim. Sonrada boku bokuna cehenneme giderim. Bak ben buna benzer hataları gerçek hayatta çok yaparım okur.

O değilde Bir Ahmet Çakarın, Bir Vahe Kılıçarslanın efendime söyliyeyim Bir Helin Avşarın belasını vermedikten sonra allah olmanın ne zevki kalırki lan? dimi ama… Ben olsam varya ağızlarına sıçıttıp sıçırtıp baştan yaratırım. Hiçte sıkılmam ha… düşünsenize Ahmet çakarın yanaklar futbol programı yaparken büyüyüp götün iki lobunu oluşturuyor sonra aniden beliren zenciler o götü…. neyse evet. allahtan ben tanrı değilim.

Bide şey diyecem Allahım insan sevdiğine takılırmış, hani gocunmazsın umarım. nolur azıma sıçmasın umarım. amin. yok oruç tutuyorum ama erken bırakıyorum biraz. evet. ama başlıktan dolayı bi kıyak olur sanki? olmazmı? olur olur…

ah be
25 Aug

Urfada Oksford olsaydı İbrahim Tatlıses Enistein’e kuma olurmuydu? Bence *mına bile kordu

“Allah belanı verecek, alem sana gülecek” adlı şarkısını, piyasaya sürdükten hemen sonra, 2-3 yıl boyunca çıktığı her programda alakalı alakasız çevresindeki herkese en az 15 kere “Allah belanı verecek ula XXXX” şeklinde komiklik abidesi bir espiriye dönüştürek, muhtemelen “lan çok pis espiri buldum lan ne zaman desem millet yarılıyii a.k ehueue yine yaptım yapacağımı ulan hele yaptığım o köylü aksanı yokmu yiyom bitiriyom milleti” diye düşünen Ibrahim Tatlıses mi daha çok sevinmiştir buluşuna, yoksa Görecelilik teorisini bulan Albert Einstein mi? Gelmiş geçmiş en büyük fizikçilerden biri olarak kabul edilen Albert Einstein bir çok alana uyarlanabilen Görecelilik kuramını bulmuştur bulamasına ama “başarı kavramı”nın bu kadar göreceli olabileceğini düşünebilmişmidir? Hesaplarını haparken Ibrahim Tatlıses faktörünü de göz önünde bulundurmuşmudur? Bunlar ne yazık ki hala gizemini koruyan sorular…

Hiç şüphe yok ki, bu soruların cevabını bulduğumuzda evreni anlamaya bir kaç adım daha yaklaşacağız… Ahh.. kim bilir belkide… Belkide bir gün Ibrahim Talısesi bile anlarız… oh tanrım söylemesi bile ne kadar çılgınca. “Beni benden alırsan seni sana bırakmam” gibi kuantum gerizekalılığının üs düzeyindeki cümleleri anlayabildiğimiz bir dünya düşlesenize… İçiniz garip bir heycanla doldu değilmi? Belkide düşlediğimiz o dünya sandığımızdan çok daha yakındadır, kim bilir?

İlim ve İrfanın sınırlarında dolaştığımız bir yazının daha sonuna gelirken size, Ne olduğu belli olmayan espirilere gülme dolu günler diliyorum sevgili okurlar.
Ve allahım sana yalvarıyorum… Bizi dinlemiyorsan üstad Ibrahimi dinle ve
BELAMIZI VER ARTIK! lütfen lan… dayanamıyorum!

Sevgilerimle…

21 Aug

okur bu yazı bok gibi oldu okumasanda olur ama olurda okursan afferim. evet

Dün gibi hatırlıyorum o geceyi… Kız arkadaşım tutturunca “kültürsüz adam” olmamak için “ohh tabiki bu kaçırılmaması gereken bir olay… O gece tarihe tanıklık edeceğiz hayatım” diyip almıştım biletleri. Sonra da kavga edince, bilet ve bir çuval para verip aldığım smokinin boşa gitmesine içim el vermediğinden yanlız katılmıştım o geceye “hem belki kızda vardır a.k” diye düşünüyordum.
İçeride kız mız yoktu… Orhan abi Türktür, dertten anlar diyip onu aramaya koyuldum… Kızı aratıp “Merhaba Aslı, Ben Orhan Tremo’nun çok yakın arkadaşıyımdır bana yazmayı o öğretti diyebilirim doğrusu… Onu çok geç olmadan affetmelisin Aslıcım, keza üstündeki son derece pahalı smokiniyle kızlar onu boş bırakacağa benzemiyor ah ha ha ha” dedirtçektim. Orhan Pamuğu buldum derdimi anlattım. Bir kaç saniye beni süzüp “ellerim şu anda nerde?” dedi büyük bir özgüvenle… Kıssadan hisse bir ders vereceğini ve hayatımın değişeceğini düşündüm.. “Cebinde abi” dedim “Heh” dedi, “o elimde tuttuğum alet varya sana girsin” dedi. Yanlış anlamış olmalıyım diye düşünüp “Bari Cepten bi foto çekinelim birbirimize kulak yaparken hani samimiyet filan hesabı” dedim. Bir kaç saniye bana bakıp “Adın neydi canım senin?” dedi aha dedim insafa geldi Orhan, heycanla “tremo” dedim.. “Tremocuğum hadi canım bi siktir git başımdan” dedi… öylece kala kalmıştım… Bir kaç dakika sonra nobel edebiyat ödülünü alacak olan adam mahallenin abisi ağzıyla bana siktir çekmişti. Üstelik “yabancılar arasında çaktırmadan Türkçe küfretmenin ancak kıdemli dürzolar tarafından alınabilinecek hazı”nı da sonuna kadar yaşamıştı… ben hala tip tip bakarken “ne sandın yar*aaam seyrantepe çocuğuyuz biz” dedi. Gerçekten mahallesinin eski abilerinden olmalıydı keza hayatımda bu kadar ustalıkla “sanattan bahsetmenin hazzı” surat ifadesini takınıp, gülümsemesini bozamadan küfredebilen birini görmemiştim. Hayranlık mı duysam nefretmi etsem bilemiyordum…
İyicene canım sıkılmıştı, biran önce burdan gidip bişeyler içmek istiyordum. Jüri heyeti konuşurken Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü alma seremonisi biter bitmez beraberce kafa dağıtıp, kutlamaya ünlü bir puba gideceklerini duydum. Bende tesadüf o gün sakalı ingiliz Sir’leri gibi kesmişim, üstümdede smokin, fırsat bu fırsat diyip beleş bira uğruna tören biter bitmez kaynadım araya… Neyse girdik bi mekana oturuyoz, içiyoz, gırgır şamata filan… keyfim yerine geldi biraz, kafa çocuklarmış jüri.. çokta sarhoş olduk a.k hele bir Mr. Anderson vardı, adamın kafa öyle bir zom olmuşki bana dayanmadan oturamıyo fian…
Gecenin ilerliyen saatlerinde, artık sarhoşluktan iyicene kendimizden geçip kankalaşmış, mekanda da ufaktan evimize gidelim diye yavaş müzikler kısık sesle çalınmaya başlanmışken, birden melankolik tiriplere girdim okur… Uzaklara filan baktım böyle uzun uzun… Kafamı ellerimin arasına aldım ve sessizce “bunu bana yapmıyacaktın lan Orhan, yapmıyacaktın..” diye söylendim. Bir yarım saat sonra baktım kimse siklemiyor boşu boşuna tiripten tiribe giriyorum (e ingiltere tabi burası “Neyin var abi?” diyen yok) direk lafa daldım. “Orhan’a varya çok pis ayar oldum haa..”(ingilizce tabi hep) “Bi bokta anlamadım kitabından zaten puştun” dedim… bir sessizlik oldu mekanda.. 100 kişilik jüri heyetinin hepsi birbirine bakıyordu, sanki birden ayılmış gibiydiler.. O an ne bok yediğimi anladım ama çok geçti artık, Burujuva sınıfı önünde nobel ödüllü adamın kitabından bi bok anlamadığımı söyleyerek “kültürsüz adam” anlayışında yeni bir çağ açmıştım. Bu o çağın sessizliğiydi. Konuyu dağıtabilmek için, birazda karizma olur diye, önümdeki birayı fondip yaptıktan sonra, Türkçe “kitabını s*ktimin yaa” dedim. Bilirsiniz, sinirliyken önündeki içkiyi dikip küfretmek karizmanızı 5le çarpar. tabi dikmişken sonuna kadar bitiremezseniz yeni karizmanızı hesaplamak için -7,5le çarpmanız gerekir. O zaman dandirik sinirlisiniz demektir. Hep bilimsel şeyler bunlar. Ben bunları düşünürken birden Mr. Anderson “Bende bi bok anlamadım lan” dedi çok kısık sesle… “Harbimi lan dedim?” “valla” dedi… Sonra Mr.Richard “Madem sen söyledin bende söyliyecem; oğlum siz süper kitap filan diye gazlayınca bende 4 kere okudum filan ama bi bok anlamadım lan” dedi. Bunun üzerine Mr. Henry “lan yavşak niye Gerçekten bir baş yapıt kekremsi bir tadı var, 4 kere okudum bir 4 daha okuyacam vs diyon senin yüzünden bende defalarca okudum bi bok anlamadan”dedi. “Ne bileyim olum herkez süper diyince bende ortamdaki kültürsüz mal adam olmak istemedim” diye kendini savundu Mr. Richard. Sonra itiraf eden edene ki sorma okur… “Olum madem kimse bi bok anlamadı ne bok yemeye bu herife nobel verdiniz lan” dedim. Tüm gözler Jüri heyetinin başkanı Mr.Sir.Mr.Mr.Sir.Sir Walter’e döndü “La olum ben diyecektim bu ne biçim kitap, nasıl aday olmuş bu filan diye sonra bi baktım siz süper mükemmel diye coştukça coşuyorsunuz bende o anki surat ifademden bi bok anlamadığım çakılmışmıdır acaba diye tırsmamdan bokunu çıkarıp BUNA NOBEL VERELİM LAN! diyiverdim sizde hemen alkışladınız ayı gibi, ne bileyim a.k” dedi. “lan resmen çocuklara renkleri öğreten kitapla bir kaç tarih kitabını ve boktan romanı düşük cümlelerle birleştirmiş bi adama nobel verdik” dedi Mr. Benjamin. “Beyler” dedim “nobel nobel oladı böyle denyo bir jüri topluluğu görmemiştir tebrik ederim” dedim. “Ben lisedeykende çok haşarıydım zaten, paso okuldan kaçardım” dedi Mr Anderson sırıtarak. “O bişeymi lan biz tam puşttuk bizim edebiyatçıyı ağlatırdık hep o derece..” dedi Mr. Henry. Tam diğerleride lafa girip curcuna yapacakken, “Hay sizin a.koyayım” dedim “Nobel Jürisi olmuşşsunuz ama hala bar çıkışı eve dağılmadan önce Lisede kimin en çılgın olduğunun yarışını yapıyorsunuz” dedim.

Bardan hışımla çıkıp sanatsal bir özür mesajı attım Aslıya…
“Göte giren şemsiye açılmazsa zevk almaya bakacaksın ki bu laflar boy boy olup çevredeki derebeylikleri yıksın….” yazıyordu…
Bu derece sanatsal bir cümleye dayanamaz ertesi güne verir sanıyordum ama abisine dövdürdü orosspu…

VÖÖÖEEEEĞĞĞĞKKK

daha eski Next Page »